Sistem kurulumu Research Ecosystems tarafından yapılmaya devam etmektedir. Süreç tamamlanıncaya kadar veride hata ve eksik bulunabilir.

Klasik Dönemde Kur’an’da Neshi Reddeden Bir Müfessir: Safedî’nin Nesh Teorisine Yaklaşımı

relationships.isProjectOf

relationships.isJournalIssueOf

Yükleniyor...

Abstract

Tefsir ilminin en önemli meselelerinden biri olarak nesh erken dönemlerden beri tartışılmıştır.Hem klasik hem de çağdaş araştırmalarda, Kur’an’da neshin varlığına dair ittifakın bulunduğusöylenir. Kur’an’da neshin var olduğu kabulüne itiraz eden kişi olarak da sadece Ebû Müslim elİsfahânî’den (öl. 322/934) bahsedilir. Günümüzde, bu iddiayı sorgulamayı gerektiren yeni birtefsir neşredilmiştir. Klasik dönem müfessiri olan Safedî (öl. 696/1296) Keşfu’l-esrâr ve hetkü’lestâr isimli tefsirinde İsfahânî’niyle birlikte kendisi de Kur’an’da neshi reddeder. O, ayrıca bedâdüşüncesini gerektirdiğinden dolayı neshi bütünüyle reddeden Müslümanlardan ve neshi sadece önceki kitaplara hasrederek Kur’an için mümkün görmeyen Nevbahtî’den (öl. 310/922[?])de bahseder. Bunlara ilaveten tespitlerimize göre tâbiînden Ubeyd b. Umeyr’in (öl. 74/693[?])de neshi kabul etmediği nakledilir. Böylece Kur’an’da neshin reddedilmesi hususunda klasikdönemde İsfahânî’nin tek olmadığı anlaşılmıştır.Safedî neshi sadece Kur’an ile önceki kitaplar arasında mümkün görür. Bunu da Allah’ın fiillerindeki hikmet ve hükümlere muhatap olanların maslahatlarındaki değişimlerle temellendirir:Önceki kitaplardaki hükümler, onların muhataplarının maslahatlarına uygun olarak gelmiştir.Kur’an’da önceki kitapların hükümlerini nesheden âyetler de onun muhataplarının maslahatlarına uygun olarak inmiştir. Zaman geçtikçe ve muhataplar değiştikçe Allah, kullarının maslahatlarını gözeterek onlara farklı hükümler gönderebilir. Fakat Safedî Kur’an’ın önceki kitaplarıneshini böyle temellendirirken, bu gerekçeleri âyetler için mümkün görmez. Ona göreKur’an’ın nüzûl süresi, ciddi bir şekilde maslahatların değişimini gerektirecek kadar uzun değildir. Öte yandan Safedî, âyetler arasında nesh bulunduğunu iddia edenlerin kendi aralarındaki ihtilaflarına dikkat çeker: Onlar bazı âyetler arasında nesh olduğunu iddia ederken onlarınbazıları o âyetleri neshe başvurmadan tevil ederler. Safedî’nin Kur’an’da neshi reddederken öneçıkardığı en önemli gerekçe şudur: Kur’an’da neshin kabul edilmesi, Kur’an’da ihtilafın bulunduğunu kabul etmektir. O, bunu şöyle açıklar: Aynı konudaki iki âyet arasında tenakuz görüldüğünde neshe başvurulur. Buna göre nâsih ile mensûh âyetler birbiriyle çelişen âyetlerdir.Kur’an’da nâsih ve mensuhun bulunduğu kabul edilirse bu, Kur’an’da çelişkili âyetlerin olduğuanlamına gelir. Hâlbuki Allah en-Nisâ 4/82’de Kur’an’da ihtilafın bulunduğunu nefyetmiştir,Fussilet 41/42’de ise ona herhangi bir şekilde batılın yanaşamayacağını bildirmiştir. Safedî böylece Kur’an’da nesh iddiasının mezkûr âyetlerle çelişeceğini düşünür. Ancak neshi kabul edenler ilgili âyetlerle bu kabul arasında herhangi bir çelişki görmez.Safedî’nin genel olarak neshi kabul edip özelde Kur’an’ın kendi içinde nesh iddiasını reddetmesitemelde sorunludur: Hükümlerin değişimini maslahatların farklılaşmasıyla temellendirmekhem Kur’an ile önceki kitaplar arasında hem Kur’an’ın kendi âyetleri arasında hem de Kur’ansonrası dönemde neshin kabul edilmesini gerektirir. Zira maslahat değişimi sadece Kur’an ileönceki kitaplar arasındaki sürede gerçekleşmemiştir. Bu değişim hem nüzûl döneminde gerçekleşmiş hem de nüzûl döneminden günümüze kadar devam etmiştir. Ancak Safedî, neshi Allah’ın emrine bağlı gördüğünden dolayı nüzûl sonrasında maslahatlar değişse bile artık neshimümkün görmez. Çünkü nüzûl döneminden sonra bazı âyetlerin mensuh kabul edilebilmesiiçin Allah’ın yeni bir emri gerekir. Safedî’nin nüzûl sonrası nesh iddiasını bu açıdan reddetmesiönceki izahlarıyla uyumlu değildir. Zira nüzûl sonrasında maslahatlar değişse bile nesh gerçekleşmeyecekse önceki dönemlerdeki neshi maslahat değişimiyle açıklamak güçlü bir temellendirme olmayacaktır.
Abrogation (naskh), as one of the most important issues in tafsīr, has been discussed since the early periods. There is a consent on the existence of abrogation in Qur’ān both in classical and modern studies. Abū Muslim al-Iṣfahānī (d. 322/934) is the only person to be mentioned to object to the consent on the existence of abrogation in Qur’ān. Today, a new tafsīr has been published in order to question this claim. A classical mufassir, al-Ṣafadī (d. 696/1296), rejects the existence of abrogation in Qur’ān in his tafsīr titled Kashf al-asrār wa hatq al-astār alongside with al-Iṣfahānī. He also mentions Muslims who completely reject abrogation since it requires badā (versatility or mutability of God) and al-Nawbakhtī (d. 310/922[?]) who thinks abrogation is not possible in Qur’ān by restricting its existence to earlier holy books. In addition, according to our findings, ‘Ubayd b. ‘Umayr (d. 74/693[?]) from tābi‘ūn is mentioned to have rejected abrogation. Therefore, it was understood that al-Iṣfahānī was not the only one to have rejected the existence of abrogation in Qur’ān in the classical period. Al-Ṣafadī reasons that abrogation is possible only between Qur’ān and previous books. He bases this idea on the changes in the best interest (maṣlaḥa) of those who are the addressee of decrees and the wisdom in Allah’s actions: Provisions in the earlier books came in accordance with the best interest of those who dealt with them. Āyah (verses) that abrogated the provisions of the earlier books were revealed in accordance with the best interest of his addressees. As time passes and the addressees change, Allah may send different judgments, considering the best interest of his subjects. However, while al-Ṣafadī justifies the abrogation of previous books in Qur’ān in this way, he does not think these justifications are possible for Qur’ān verses. According to him, the duration of Qur’ān’s revelation is not long enough to necessitate a serious change in the best interest. On the other hand, al-Ṣafadī draws attention to the disagreements among those who claim there is abrogation among verses: While they claim some verses are abrogated, some of them interpret those verses without resorting to abrogation. The most important reasoning that al-Ṣafadī puts forward while rejecting abrogation is the fact that to accept abrogation in Qur’ān is to accept there is a disagreement in Qur’ān. He explains the situation in the following way: When there is discrepancy between two verses on the same subject, abrogation is resorted. According to this, nāsikh and mansukh verses are contradictory verses in Qur’ān. Accepting that there is nāsikh and mansukh in Qur’ān means that there are contradictory verses in Qur’ān. However, Allah rejected that there was conflict in Qur’ān in an-Nisā 4/82 while he declared that no kind of superstition could approach him in Fussilat 41/42. Thus, al-Ṣafadī thinks that the claim of abrogation in Qur’ān contradicts mentioned verses. However, those who accept abrogation do not see any contradiction between these verses and this claim.

Description

Fields of Science

06 humanities and the arts, 0603 philosophy, ethics and religion

Citation

WoS Q

Scopus Q

OpenCitations Logo
OpenCitations Citation Count
1

Source

Volume

0

Issue

42

Start Page

881

End Page

907
Yükleniyor...
Yükleniyor...
Yükleniyor...