Sistem kurulumu Research Ecosystems tarafından yapılmaya devam etmektedir. Süreç tamamlanıncaya kadar veride hata ve eksik bulunabilir.

19. Yüzyıl Oryantalist Resminde Kadın Bakışı: Haremin Temsili ve Alternatif Anlatılar

relationships.isProjectOf

relationships.isJournalIssueOf

Yükleniyor...

Abstract

19. yüzyılda Avrupalı kadın sanatçılar, yerleşik Doğu imgelerini kendi doğrudan gözlemleri ve deneyimleri üzerinden yeniden yorumlama çabası içinde Osmanlı üst sınıf konutlarını ve saray haremlerini ziyaret ederek izlenimlerini resimlerine aktarmışlardır. Genellikle erkek sanatçıların üretimleri ekseninde şekillenen oryantalist resim tarihi literatüründe, kadın sanatçıların varlığı ve bu alana sundukları özgün katkı dikkate değer bir boyuttadır. Söz konusu sanatçı kadınların eserlerinin son dönem araştırmalarıyla görünürlük kazanması, oryantalist temsil biçimlerinin daha geniş bir perspektifle yeniden değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır. Bu araştırmanın merkezinde, kadın sanatçıların sunduğu görselliğin yerleşik oryantalist klişeleri mi beslediği, yoksa bu söylemi yapı söküme uğratarak alternatif bir gerçeklik zeminine mi işaret ettiği sorusu yer alır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada, 19. yüzyılda Osmanlı coğrafyasını ziyaret ederek hareme girme imtiyazına sahip olan Henriette Browne, Elisabeth Jerichau-Baumann, Margaret Murray Cookesley ve Mary Adelaide Walker’ın eserleri eleştirel bir perspektifle analiz edilmiştir. İnceleme doğrultusunda, Elisabeth Jerichau-Baumann’ın oryantalizmin genel görsel kodlarını ve egzotik beklentileri yer yer yeniden ürettiği; buna karşın Henriette Browne’ın resimlerinde haremi erotize edilmiş unsurlardan arındırarak günlük hayatın aktığı, mütevazı bir yaşam alanı olarak tasvir ettiği gözlemlenmiştir. Mary Adelaide Walker ve Henriette Browne, kadınları oryantalizmin edilgen ve bekleyen imajının aksine; hareket eden, çalışan ve müzik icra eden özneler olarak betimleme eğilimi gösterirken; Margaret Murray Cookesley figürlerini dostluk, dayanışma ve kız kardeşlik vurgusuna sahip bireyler olarak ele almıştır. Sonuç olarak bu çalışma, alternatif kadın anlatılarının kendi içinde homojen bir bütünlük arz etmediğini, aksine oryantalist söylemin çok çeşitli ve toplumsal cinsiyet odaklı yapısını görünür kılan çok sesli bir tartışma boyutu sunduğunu ortaya koymaktadır.
Abstract In the 19th century, European women artists, in an effort to reinterpret established images of the Orient through their own direct observations and experiences, visited Ottoman upper-class residences and court harems, translating their impressions into their paintings. In the literature on Orientalist art history, which has generally been shaped around the productions of male artists, the presence of women artists and their unique contributions to this field are of notable significance. The recent visibility gained by the works of these women artists through contemporary research enables a re-evaluation of Orientalist modes of representation from a broader perspective. At the center of this research lies the question of whether the visuality offered by these artists reinforced well-established Orientalist clichés, or whether it pointed toward an alternative reality by deconstructing this discourse. To this end, the study identifies and critically analyzes the works of Henriette Browne, Elisabeth Jerichau-Baumann, Margaret Murray Cookesley, and Mary Adelaide Walker, who had the privilege of entering the harem during their visits to the Ottoman geography. The analysis reveals that while Elisabeth Jerichau-Baumann occasionally reproduced the general visual codes and exotic expectations of Orientalism, Henriette Browne, by contrast, purged the harem of erotized elements, depicting it as a modest living space where daily life unfolded. Furthermore, Mary Adelaide Walker and Henriette Browne tended to portray women as active, working, and music-performing subjects —contrary to the passive and expectant imagery of Orientalism— whereas Margaret Murray Cookesley treated her figures as individuals embodying the virtues of friendship, solidarity, and sisterhood. Consequently, this study demonstrates that alternative female narratives do not constitute a homogeneous unity within themselves; rather, they offer a polyphonic dimension of debate that makes visible the heterogeneous, contradictory, and gender-oriented structure of Orientalist discourse.

Description

Fields of Science

Citation

WoS Q

Scopus Q

Volume

27

Issue

1

Start Page

123

End Page

146
Yükleniyor...
Yükleniyor...
Yükleniyor...