Travma Yaşantısına Sahı̇p Bı̇reylerde Kolektı̇f Başa Çıkma, Travma Sonrası Değı̇şı̇m ve Travma Sonrası Büyüme
Travma Yaşantısına Sahı̇p Bı̇reylerde Kolektı̇f Başa Çıkma, Travma Sonrası Değı̇şı̇m ve Travma Sonrası Büyüme
Yükleniyor...
Abstract
Experiences referred to as trauma, which are life-threatening and challenging, can be observed in various forms ranging from severe injury situations to experiencing sexual assault. Besides directly experiencing a shocking life event, witnessing or learning about an event can also lead to the emergence of traumatic outcomes. After a traumatic experience, various psychological symptoms can be observed, primarily post-traumatic stress disorder. Although generally leading to negative outcomes, scientific research and empirical experiences indicate that some positive changes can be observed following trauma. This is generally considered within the scope of post-traumatic changes, and positive change is termed Post-Traumatic Growth (PTG). The observed post-traumatic stress disorder or growth following a traumatic experience is associated with the individual's personal and environmental characteristics. Those with strong resources tend to exhibit more growth tendencies, while individuals with weak resources tend to exhibit symptoms of stress disorder. The main aim of this study is to examine the relationships between collective coping, post-traumatic change, and posttraumatic growth (maturation) experiences in individuals with trauma experience. Additionally, the sub-goals of the study include investigating the prevalence of trauma experiences, predicting trauma experience by various variables, and exploring the types of frequently experienced traumatic events. This study, designed according to the relational screening model, selected its research group using appropriate sampling techniques (N=600, Female=415, Male=185). Participants were administered a Personal Information Form, a List of Common Traumatic Events, a Collective Coping Styles Inventory, a Post-Traumatic Change Scale, and a Post-Traumatic Growth Scale in an online environment. The results indicate that traumatic events are widely observed among individuals (58.5%). Factors such as gender, advancing age, low educational level, and low parental education are found to be associated with traumatic experiences. Loss of a loved one or their illness, separation from a loved one, experiencing robbery or physical violence before the age of 14 are the most frequently observed traumatic experiences. Post-Traumatic Growth (PTG) was found to be significantly associated with certain collective coping styles. PTG levels also vary depending on the type of trauma experienced. Additionally, it was found that PTG levels do not vary depending on some demographic variables such as gender and marital status. While some results from this study are consistent with previous research findings, others differ. It is considered that the results obtained from this study could contribute to preventive and developmental mental health efforts.
Travma olarak adlandırılan yaşamı tehdit edici zorlayıcı deneyimler ağır bir yaralanma durumlarından cinsel saldırıya maruz kalmaya kadar farklı türlerde gözlenebilirler. Sarsıcı bir yaşam olayının doğrudan deneyimlenmesi yanında olaya tanık olmak veya öğrenmek de travmatik sonuçların ortaya çıkmasına yol açabilir. Travmatik bir yaşantıdan sonra başta travma sonrası stres bozukluğu olmak üzere çeşitli psikolojik belirtiler gözlenebilir. Genelde olumsuz sonuçlara yol açsa da bilimsel araştırmalar ve ampirik deneyimler travma sonrasında olumlu yönde bazı değişimlerin gözlenebileceğini ortaya koymaktadır. Bu durum genelde travma sonrası değişim kapsamı içinde ele alınmakta ve olumlu yöndeki değişim Travma Sonrası Büyüme (TSB) olarak adlandırılmaktadır. Travmatik deneyim sonrasında gözlenen stres bozukluğu veya büyüme bireyin kişisel ve çevresel özellikleri ile bağlantılıdır. Bu tür kaynakları güçlü olanlar daha çok büyüme eğilimi içinde olurken, zayıf kaynaklara sahip olanlarda stres bozukluğu belirtileri gözlenmektedir. Bu çalışmada temel olarak travma yaşantısına sahip bireylerde kolektif başa çıkma, travma sonrası değişim ve travma sonrası büyüme deneyimleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bunun yanında çalışmanın, travma yaşantısının yaygınlığının, travma yaşantısına sahip olma durumunun çeşitli değişkenler tarafından yordayıcılığının ve sıklıkla yaşanan travmatik olayların türünün araştırılması gibi alt amaçları da bulunmaktadır. İlişkisel tarama modeline uygun olarak tasarlanan bu çalışmanın araştırma grubu uygun örnekleme tekniği ile seçilmiştir (N=600, Kadın=415, Erkek=185). Katılımcılara çevrimiçi ortamda Kişisel Bilgi Formu, Yaygın Sarsıcı Olaylar Listesi, Kolektivist Başa Çıkma Stilleri Envanteri, Travma Sonrası Değişim Ölçeği ve TSB Ölçeği uygulanmıştır. Ortaya çıkan sonuçlar travmatik olayların bireyler arasında yaygın olarak gözlendiğini (%58,5) göstermektedir. Cinsiyet, ilerleyen yaş, düşük eğitim seviyesi, düşük ebeveyn eğitimi gibi faktörler travmatik yaşantılarla bağlantılı bulunmuştur. Sevilen birinin kaybı ya da hastalığı, özel bir insandan ayrılma, 14 yaş öncesinde gasp ya da fiziksel şiddete maruz kalma en sık gözlenen travma yaşantılardır. TSB, bazı kolektif Başa Çıkma Tarzları ile anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. Yaşanan travmanın türüne bağlı olarak TSB düzeyleri de farklılaşmaktadır. Buna ek olarak TSB düzeyinin cinsiyet ve medeni durum gibi bazı demografik değişkenlere bağlı olarak değişmediği tespit edilmiştir. Bu çalışmadan ortaya çıkan sonuçlar bazı araştırma sonuçları ile tutarlılık gösterirken bazılarından farklılaşmaktadır. Ortaya çıkan sonuçların önleyici ve geliştirici ruh sağlığı çalışmalarına katkı sağlayabileceği değerlendirilmektedir.
Travma olarak adlandırılan yaşamı tehdit edici zorlayıcı deneyimler ağır bir yaralanma durumlarından cinsel saldırıya maruz kalmaya kadar farklı türlerde gözlenebilirler. Sarsıcı bir yaşam olayının doğrudan deneyimlenmesi yanında olaya tanık olmak veya öğrenmek de travmatik sonuçların ortaya çıkmasına yol açabilir. Travmatik bir yaşantıdan sonra başta travma sonrası stres bozukluğu olmak üzere çeşitli psikolojik belirtiler gözlenebilir. Genelde olumsuz sonuçlara yol açsa da bilimsel araştırmalar ve ampirik deneyimler travma sonrasında olumlu yönde bazı değişimlerin gözlenebileceğini ortaya koymaktadır. Bu durum genelde travma sonrası değişim kapsamı içinde ele alınmakta ve olumlu yöndeki değişim Travma Sonrası Büyüme (TSB) olarak adlandırılmaktadır. Travmatik deneyim sonrasında gözlenen stres bozukluğu veya büyüme bireyin kişisel ve çevresel özellikleri ile bağlantılıdır. Bu tür kaynakları güçlü olanlar daha çok büyüme eğilimi içinde olurken, zayıf kaynaklara sahip olanlarda stres bozukluğu belirtileri gözlenmektedir. Bu çalışmada temel olarak travma yaşantısına sahip bireylerde kolektif başa çıkma, travma sonrası değişim ve travma sonrası büyüme deneyimleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bunun yanında çalışmanın, travma yaşantısının yaygınlığının, travma yaşantısına sahip olma durumunun çeşitli değişkenler tarafından yordayıcılığının ve sıklıkla yaşanan travmatik olayların türünün araştırılması gibi alt amaçları da bulunmaktadır. İlişkisel tarama modeline uygun olarak tasarlanan bu çalışmanın araştırma grubu uygun örnekleme tekniği ile seçilmiştir (N=600, Kadın=415, Erkek=185). Katılımcılara çevrimiçi ortamda Kişisel Bilgi Formu, Yaygın Sarsıcı Olaylar Listesi, Kolektivist Başa Çıkma Stilleri Envanteri, Travma Sonrası Değişim Ölçeği ve TSB Ölçeği uygulanmıştır. Ortaya çıkan sonuçlar travmatik olayların bireyler arasında yaygın olarak gözlendiğini (%58,5) göstermektedir. Cinsiyet, ilerleyen yaş, düşük eğitim seviyesi, düşük ebeveyn eğitimi gibi faktörler travmatik yaşantılarla bağlantılı bulunmuştur. Sevilen birinin kaybı ya da hastalığı, özel bir insandan ayrılma, 14 yaş öncesinde gasp ya da fiziksel şiddete maruz kalma en sık gözlenen travma yaşantılardır. TSB, bazı kolektif Başa Çıkma Tarzları ile anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. Yaşanan travmanın türüne bağlı olarak TSB düzeyleri de farklılaşmaktadır. Buna ek olarak TSB düzeyinin cinsiyet ve medeni durum gibi bazı demografik değişkenlere bağlı olarak değişmediği tespit edilmiştir. Bu çalışmadan ortaya çıkan sonuçlar bazı araştırma sonuçları ile tutarlılık gösterirken bazılarından farklılaşmaktadır. Ortaya çıkan sonuçların önleyici ve geliştirici ruh sağlığı çalışmalarına katkı sağlayabileceği değerlendirilmektedir.
Description
Keywords
Turkish CoHE Thesis Center URL
Fields of Science
Citation
WoS Q
Scopus Q
Source
Volume
Issue
Start Page
End Page
111
Collections
Yükleniyor...
